Barışçıl nükleer patlamalar

İkinci Dünya Savaşının sonunda ABD tarafından Japonya’ya karşı kullanılan nükleer silahlar, dünyamızda etkisi hala devam eden çok büyük bir etki yarattı. Bu etkilerin en çok gözlendiği alan uluslararası siyaset olsa da, zaman içerisinde ekonomi ve çevre konularında da önemli etkileri oldu. Başta Three İsland’ta ve Kripyat’ta bulunan(Çernobil) santrallerde yaşanan kazalar, arkasından Fukuşima felaketi ve sürekli konuşulan radyoaktif atıkların depolanması konuları nükleer enerjinin hep “kötü” gösterilmesi için yeterli oldu. Ancak, nükleer silahların dünyamız üzerinde, birçok insanın hayatını büyük ölçüde kolaylaştıracak şekillerde de kullanıldı. Düşününce akla yanmış cesetler, sessiz ve görünmez ölüm radyasyon, yok olmuş şehirler getiren böyle bir dehşetin insanlığa ne gibi faydası olabilir? İşte bu yazımda size biraz bundan bahsetmek istiyorum.

Patlayıcılar, barutun icadından beri medeniyetimizin ilerlemesinde büyük katkısı olan kimyasallar. Her ne kadar hep savaşlarla ve yok etme kapasiteleri ile anılsalar da, özellikle büyük inşa işlerinde yoklukları düşünülemez bile. Birçok durumda, yok etmeden inşa etmek mümkün olmuyor. Özellikle de madenlerde, baraj, yol ve köprü inşaatlarında inşaat yapılacak arazinin fazlalıklardan temizlenmesi ve büyük kaya parçalarının daha kolay baş edilebilecek boyutlara düşürülmesi için patlayıcılar sıklıkla kullanılıyor. Peki, binlerce ton TNT, aynı şey olmasa da hep dinamit denilen patlayıcı yerine daha kuvvetli bir şeyler kullanılmıyor? Mesela, atom bombası?

İnternette bununla ilgili ilk yazıyı gördüğüm zaman ilk tepkim “Yok artık! Ne patlattılar acaba?” olmuştu. Cevabı aşağıda bulabilirsiniz.

Ruslar 1965 yılından sonra 120’nin üzerinde “barışçıl amaçlı nükleer patlama” gerçekleştirmiş. Bunların amaçları arasında, tarımda kullanılacak suyun depolanması için yer altı rezervleri oluşturma, doğal gaz deposu olarak kullanmak için yer altı depoları oluşturma, petrol kuyusu yangınlarını söndürmede – evet, doğru okudunuz, petrol kuyusu yangınlarını söndürme, madencilik, sismik araştırmalar, yeni maddeler üretmek/yaratmak/oluşturmak bulunuyor. Özellikle son madde beni oldukça etkilese de, en çok petrol kuyuları yangınlarının söndürülmesinde kullanılması heyecanlandırdı beni. Çiviyi, çivi çakarak çıkarmak gibi yani.

Yaşı yetenler, 1.Irak Savaşı sırasında Saddam Hüseyin’in ABD birliklerini engellemek ve vakit kazanmak için petrol kuyularını ateşe verdiğini hatırlarlar. O zamanlar ülkemizde sadece 1 tane özel televizyon kanalı vardı ancak, bu kadarı bile bir çoğumuzun zihninde yanan kulelerin görüntülerinin kazınmasına yetti.

Özet olarak, yangının çıkması için 3 koşul sağlanmalıdır. Yanıcı, yakıcı ve ısı. Eğer bunlardan biri olmazsa veya yangını sürdürmeye yetmemeye başlarsa, yangın yavaşlar ve nihayetinde söner. Örnek olarak, atmosferimizdeki ortalama O2 oranı %21’dir. Yangın ortamında bu miktar %15 ve altına düşerse, yangın kendini besleyememeye başlar.

Petrol yangınları tabiatları dolayısıyla çıkması oldukça kolay olan, söndürmesi de aynı derecede zor olan yangınlar. Bunun sebepleri, petrolün oldukça kolay alev alabilmesi, toprak altından yüksek basınçla çıkıyor olması. Petrolün kardeşi sayabileceğimiz doğalgaz, dünyanın normal sıcaklık ve basınç altında doğalgaz, doğada gaz olarak bulunuyor. Maddenin bu formu ısı değişimlerine çok daha hassas olduğu için, yangın ve patlamalara da çok daha kolay sebebiyet verebiliyor. Bu yangınları söndürmek için zaman içerisinde birçok yöntem denenmiş. Bunlardan hala en fazla tercih edileni yangının üzerinin bir kap ile kapatılarak, havasız bırakılması. Elbette bu yöntem her yangını söndürmede uygulanamıyor. Bazı yangınlarda “yangını patlatmak” denen bir yöntem izleniyor. Bu yöntem, kuyunun havaya uçurularak yangının söndürülmesini amaçlıyor. Yanan kuyunun çok yakınında patlayıcı patlatarak kuyunun çökmesi veya patlamanın yarattığı hava boşluğu ile yangının oksijensiz bırakılarak söndürülmesi amaçlanıyor.

1 Aralık 1963 tarihinde, eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) şimdi Özbekistan sınırları içerisinde yer alan Bukhara’da yer alan 5 doğalgaz kuyusunda, yerin 2450 metre altında yangın çıktı. Günde 12 milyon m3 gaz 270-300 bar basınç ile atmosfere fışkıran yangın, onlarca teşebbüse rağmen söndürülememiş, nihayet 30 Eylül 1966 tarihinde, kuyuya paralel bir kuyu daha açılıp, 1500 metre derinlikte nükleer bir patlamayla toprağın kayarak kuyuyu kapatılmasına karar verildi. Bu derinlikte toprağın killi yapısı yangını söndürmek için en uygun ortamı sağladı.

Patlamada kullanılan bomba 30bin TNT gücünde, yani Hiroşima’yı yerle bir eden “Little Man”in (13bin TNT) 2 katı gücündeydi. Patlama anında Richter ölçeği ile 5.1 şiddetinde deprem meydana geldi. Patlamadan 23 saniye sonra, aradan geçen nerdeyse 3 senenin ardından, yangın sona erdi.

Umarım yüzünüzde ufak bir gülümseme yaratacak bir not, Sovyetler Birliği 1980 yılında “Angara” bölgesinde jeolojik araştırmalar için 13bin TNT gücünde bir bomba daha patlattı. Sonucuyla ilgili hiçbir açıklama yapılmadığı için üzerinde anlatacak daha fazla şeyim yok ama, “Angara” yani. “Hemşerilerime” duyurulur. Haritadaki yerine dikkat ederseniz, Orta Asya’daki anayurdumuza çok yakın olduğunu da görebilirsiniz.

Yangınları kullanmak için nükleer silah kullanmak ne kadar ilginç olsa da, çok daha ilginç kullanım alanları var. Normal patlayıcılar ile yapılamayacak şeyler, örneğin yeni maddeler üretmek. ABD ve SSCB bunun için bir dizi nükleer patlama gerçekleştirmiş ancak, ikisi devlette, şaşılmayacak şekilde, sonuç açıklamamışlar. Bu noktada sizlerden özür diliyorum, zira ne yapmak istediklerini anlasam da, nasıl yapmak istediklerini tam anlayamadım. İngilizcemden ziyade, kimya ve fizik bilgim yetmedi, ben de saçma sapan bir çeviri yapma riskine girmemek için bu saçma sapan paragrafı yazdım. En azından ne yazdığımı biliyorum.

Yukarıda bahsettiğim olayların hiçbirinde alınan önlemlerin yardımıyla, atmosferimize tehlikeli miktarda radyasyon yayılmamış. Hatta, patlamaların önemli bir kısmında, hiçbir sızıntı olmamış. Patlamanın etkisiyle çöken toprak hem radyasyonun atmosfere salınmamasını, hem de yer üstünde çalışacakların da sağlığını da koruyor. Aksi takdirde şu an radyoaktif balçığa dönüşmüş bir gezegende yaşıyor olabilirdik.

Aşağıdaki videoları seyretmenizi tavsiye ediyorum.

 

 

 

Paylaşmak için;
  • 5
  •  
  •  
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
    6
    Shares

Bir Cevap Yazın