Güneş’e ateş eden adamın bilmesi gerekenler.

***Dikkat, bu yazı bazı bilimsel gerçekleri yok saymaktadır.***

Bizim “güneş” olarak isimlendirdiğimiz, evrenin uzak bir köşesinde yer alan, hiçbir özelliği olmayan bir yıldız, kendi işinde gücünde, her zaman ki gibi parlıyordu. Ne dünkünden, ne de geçen haftakinden bir farkı yoktu. Zaten, 5 milyar yaşında olan bu genç yıldız için gün veya haftaların bir anlamı, bizim anladığımız kadarıyla yoktu. Ancak, bu sıcak, parlak, hidrojen topunun etrafında dönen, önemsiz bir demir yığınının üstünde yaşayan bizler için, durum tam tersi.

Andromeda Galaksisi. Samanyolu’nun da buna benzer “Spiral” yapıda olduğu düşünülüyor.

Tamam, ciddileşiyorum şimdi. Zaten hikaye yazar gibi yazmayı hiç sevemedim. Güneşin, galaksi merkezinden 26000 ışık yılı uzaklıkta dönmekte olduğu ve, bu dönüşünü de yaklaşık 250 milyon yılda tamamladığı düşünülmektedir. Yani, güneş şu anda bulunduğu pozisyona daha önce geldiğinde, dünya üzerinde ilk dinazorlar ve memeliler yeni yeni yaşamaya başlıyordu. Ve bir daha aynı noktada olduğunda üzerinde belki hiç hayat olmayacak.

Güneşin rengi aslında beyazdır. Atmosfer sebebiyle sarı görürüz.

Güneşin parlama kuvveti her zaman sabit değildir. Güneşin “solar maximum” ve “solar minimum” ismi verilen 2 mevsimi vardır. 11 yıllık döngülerle, güneşteki lekelerin sayısıyla berab

er, güneşin yaydığı enerji miktarı artar veya azaları. Döngünün en yüksek ve en düşük noktaları arasında %0,07, yani binde 7’lik fark olduğu gözlemlenmiştir. Bu muazzam farkın, dünyamız üzerinde ki etkisi, maalesef (maalesefi yazmış bulundum, silmek istemiyorum, demek benim de içimde bir manyak var) ona “sıkmak için” yeterli bahaneyi vermiyor. Zira, güneşten yayılan enerjinin oldukça ufak bir kısmı, 2 milyarda 1′, yani %0,00000005 dünyaya ulaşıyor.  Umarım sıfırların sayıları doğrudur.

Dünyamızda, yarı küremizide, sıcaklığın artmasının esas sebebi, eksen hareketi. Bunu uzun uzun anlatmak istemiyorum ama dünyanın yıl içerisinde güneşe doğru eğiminin değiştiğini, güneşi daha fazla alan yarım kürenin daha fazla enerji alarak yaz mevsimine girdiğini söyleyerek özetleyebilirim.

Şimdi, işin eğlenceli kısmına geçelim; Matematik. G3 sabit dipçikli piyade tüfeğinden ateşlenen 7.62 çapındaki merminin namludan çıkış hızı, 800m/s. Yani saniyede 800 metre, bu da saatte 2880km hıza denk geliyor. Güneşin dünyadan uzaklığı 148 milyon km. Yani kurşunun dünyadan güneşe ulaşması 2141,2 gün veya 5,86 yıl sürüyor. Yazının bundan kısmı, işin biraz hikaye kısmı.

Hemen her sağlıklı Türk erkeğinin askerlikte kullandığı silah. G3

Şimdi kurşunumuzun atmosferden çıktığını düşünelim. Düşünelim diyorum, zira, bir cismin atmısferden çıkabilmesi, yani Dünya’nın yerçekiminde kurtulabilmesi için, saniyede 11000km hıza ulaşması gerekiyor. Bu hız, ses hızının 32 katına, G3’ün namlu çıkış hızının ise neredeyse 14 katı. Eğer, herhangi bir cisim, bu hıza ulaşamazsa, eninde sonunda yerçekimine yenik düşüp, uzaya çıkamadan atmosfere geri dönecektir. İster bir kurşun, ister bir füze, isterse uçak olsun.

Kurşunumuzun “bir biçimde” atmosferden çıktığını ve saatte 2880km hızla, güneşe doğru uçtuğunu düşünelim. Karşılacağı ilk gök cismi, dünyamızın biricik uydusu Ay. Ay ile dünya arasında ki mesafe değişiklik gösteriyor. En yakın olduğu zaman 363bin, en uzak olduğu zaman ise 405bin km uzakta. Ortalama 384bin km yani. Kurşunumuzun bu mesafeyi kat etme süresi 133 saat veya 5,5gün. Ayın dünya etrafında ki bir turunun 28 gün sürdüğünü düşünürsek, bu süre içerisinde ay turunun %19’unu tamamlamış olacak. Kurşunun ayı vurması, veya ayın kütlesine kapılması ihtimali pek olası gözükmüyor yani. Nasa’nın Ay’a ilk insanlı uçuşu Apollo 11, Satürn V roketi ile, bu uçuşu 3 günde gerçekleştirmişti.

Universe Sandbox oyunu ile kaydettiğim videoda, Güneş sistemiminizdeki ilk 4 gezegenib önümüzde ki 7 seneki hareketlerini görebilirsiniz.

Güneş sisteminde Dünya’mızın ikizi olarak kabul edilen ve ismini Yunan Mitolojisinde ki Afrodit’ten alan sonraki durağımız olan Venüs’ün dünyamıza uzaklığı ortalama 38milyon km. Kurşunumuzun Ay’a olan yolculuğunu hesaba katmazsak, Dünya’dan Venüs’e yolculuğu 549,76gün veya 1,5 yıl sürecek. Bunun karşılığında ise, düşünülenin üstüne Dünya’mız gibi hayat barındırabilecek bir gezegen değil, tam aksine atmosferi asidik, atmosfer basıncının 93 bar, yani Dünya’da ki basıncın neredeyse 90 katı olan bir “cehennem” ile karşılaşacak. 1960’lı yıllarda NASA Ay’a insan göndermeye odaklanmış iken, Sovyetler Birliğinin hedefi Venüs olmuştu. Toplam 16 araçtan oluşan Venera (Rusça Venüs) görevleriyle, Ruslar gezegenler arasında ilk iletişim, başka bir gezegen yüzeyinden ilk görüntü, Venüs yüzeyinden ilk görüntüleri elde etme gibi başarılara imza atmışlardır. Ancak, nedense, NASA’nın Apollo 11 görevi ile “uzay yarışını” kazandığı varsayılıyor.

Güneşten önceki son durak olan Merkür’e sürecek yolculuk ise çok daha uzun soluklu, 91bin km. Güneşe en yakın gezegen olan Merkür, tıpkı ayımız, latince ismiyle Luna gibi, yörüngesi kilitlenmiş bir gök cismi. Yani, güneşe her zaman aynı yüzü dönük. Bunun neticesinde, gezegenin bir yüzü kavrulurken, diğer tarafı oldukça soğuk. Eğer, Merkür’ün bir atmosferi olsaydı, bu sıcaklık farkları sebebiyle oluşacak rüzgarlar belki de güneş sisteminde ki en kuvvetler rüzgarlar olacaktı. Güneş sistemindeki diğer gezegenlerin aksine, Güneş tarafından sürekli kavrulan bu gezegen, tıpkı Ay gibi neredeyse siyah beyaz bir görüntüye mahkum kalmış. Kurşunumuzun bunlara tanık olması ise G3’ün namlusundan ayrıldıktan sonra uzayda geçireceği 13316,5 gün veya 3,6 yıl sürecek bir yolculukla mümkün olacak.

Merkür’den sonra, Dünya’da ki herşeyin kaynağı, Güneş… Dünya’dan başlayan 148milyon km yolculuğun son durağı. Merkür’den Güneş yapılacak 57milyon km son bir zıplama. Toplamda 2141,2 gün, 5,86 yıl sürecek yolculuğun son durağı.

Elbette, kurşunumuz, bu, bir çok bilimsel gerçek ve kanunu yok saydığım yolculuğu tamamlayabilse bile, asla ve asla Güneş’e ulaşamayacak. Güneş’e ulaşmadan çok uzun süre önce, 6000 dereceye yakın sıcaklığın etkisiyle eriyecektir.

Benim yok saydığım bilimsel gerçekleri denklemime tekrar eklersem, 2141 gün süreceğini hesapladığım bu yolculuğun tamamen başarısız olma ihtimali oldukça yüksek. Tabii hala kurşunun atmosferden ayrıldığını varsayıyorum. Zira, kurşunun bahsettiğim gök cisimlerinden birinin çekim alanına yakalanıp yoluna devam edememesi çok büyük bir ihtimal. Bunun yanında aynı çekim alanı, kurşunun rotasından sapmasına sebep olabilir. Hızını etkileyebilir. Yolculuğun uzamasına, kısalmasına sebep olabilir. Hatta, kurşunun yönünü Güneş’ten, Güneş Sisteminin dışına bile çevirebilir.

Venüs ve Merkür’ün bilinen doğal uyduları yok. Merkür’ün yörüngesine, Güneş’e olan yakınlığından dolayı, uydu sokmak oldukça zor bir iş olsa da, Venüs yörüngesinde 1970’li yıllardan beri yollanmış uydular hala bulunmakta. Kurşunumuz bunlardan birine de çarpabilir.

Paylaşmak için;
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Cevap Yazın