Kaybeden tarafın unutturulan öyküleri ve kahramanları.

Bana göre Saving Private Ryan filmindeki tek gerçek kahraman. “Steamboat Willie” olarak geçiyor. Filmin sonlarına doğru kendisini esir olan korkak Upham tarafından infaz ediliyor.

Bu yazımda uzak durmaktan kaçındığım bir konuya değinmek istedim; tarih. Tarih konusunda kaçınmak istemememin sebebi, her zaman kazananlar tarafından yazılmasından dolayı, aslında çok iki yüzlü bir bilgi birikimi olması ve eğer kazananların örttüğü örtüyü kaldırmak isterseniz çok geniş çerçeveli, çok büyük emekler gerektiren araştırmalar yapmanız gerekliliği. Yenilen tarafın veya tarafsızların gözünden tarihi olaylara ulaşmak istediğiniz zaman bile, bu kayıtların doğruluğundan emin olamıyorsunuz. Çünkü tarih günümüzdeki en büyük silah. Günümüzde Yunanistan’a karşı olan kinimiz bunun en büyük ispatı. İki ülke arasındaki son silahlı çatışmanın üzerinden neredeyse 100 yıl geçmesine rağmen. “Fikirler en kuvvetli silahlardır” denir ya, tarihte fikirlerin en önemli silahı işte.

2.Dünya Savaşı ile yansıtılan imajlardan çok rahatsızım. Alman olmasam bile. Özellikle İngilizler Almanları sanki kahvaltıda Fransız, öğlen yemeklerinde İngiliz, akşam yemeklerinde Yahudi yiyen bir canavar sürüsü olarak gösteriyor sürekli. Özellikle Hitler. Evet, sıkıntılı bir kişiliği olabilir. Fakat adamın ne cinsel yaşamı kaldı, ne şeytana tapmadığı kaldı. Şu ana kadar ciddi olarak duymadığım iddialar pedofili olduğu, çocukların kanlarını içtiği ve yamyam olduğu o kadar. Uzaylı bile yaptılar adamı. “Kötülüğü, kötülük olsun diye yapan” bir sapık. Naziler ise ego düşkünü sadistler sürüsü.

1941 ve 1943 tarihlerinde Almanların İngilizler ile barış yapmak için temaslarda bulunduğuna dair Alman, İngiliz ve ABD arşivlerinde gizliliği kaldırılmış belgeler mevcut. Bu tarihlerde Almanlar Sovyet cephesinde zor zamanlar yaşıyor olmasına rağmen, Fransa’nın teslimi üzerinden çok uzun zaman geçmiş, İngilizler ise ABD’nin savaşa girmesine kadar dayanmaya çalışıyordu. Ancak 1.Dünya Savaşında Çanakkale Cephesinin de açılmasını sağlayan, İngiltere’nin süper kahramanı Churchill bu barış çabalarını reddetmiş, neticesinde de ölen milyonlar için Hitler’i suçlamıştır. Bu arada, Almanya’ya savaş açıp, 2.Dünya Savaşını başlatanda Churchill’dir.

Generation War, Alman yapımı bir 2.Dünya Savaşı dizisi. Band of Brothers, Pacific serilerinin aksine, aksiyonu daha geride tutan bir yapım. İzlemenizi tavsiye ederim.

Şu yukarıdaki iki paragraf üzerine sayfalarca yazı bulabilirsiniz. Özellikle İngilizce kaynaklarda. Ancak, benim bahsetmek istediğim şey, Hitler veya Churchill değil. Büyük resimden bahsetmek istemiyorum ben. Küçük resimlerden birinden bahsetmek istiyorum. Savaşın gerçek kahramanlarından, askerlerden birinden.

Steven Spielberg’in Saving Private Ryan filmini veya Band of Brothers dizisini mutlaka duymuşsunuzdur. Bu eserlerde “kahramanlarımız” aile babası, kardeş, baba, abi, komşu, kısacası gerçek karakterlerken, maceraları boyunca belki 100 tane “robot” alman askeri öldürüyorlar. Ha karınca ezmişsin, ha alman öldürmüşsün, hiç farkı yok.

 

Hitlerjugend (Hitler Gençliği) afişlerinden biri.

Bu yazıda “öcülerin”, “kötülerin”, “çocuk katillerinin” kahramanlarından biri hakkında yazmak istedim. İsmi Fritz Christen. 29 haziran 1921 günü Wredenhagen’den dünyaya gelmiş, o zamanlar hayatta olan her alman vatandaşı gibi bir “Birinci Dünya Savaşı Gazisi”. Birçok akranı gibi Hitlerjugend (Hitler Gençliği) ne katılan Fritz, genç yaşında Nazizm ile tanışmış. Liseyi bitirdikten sonra Waffen-Schutzstaffel (Nazi Partisinin silahlı kanadı) daha sonra Panzer Alayına transfer edilmiş. Operation Barbarossa ile başlayan Sovyetler Birliği işgalinde yer alan Fritz Christen’in hikayesini biraz hikayeleştirmek istedim;

 

 

 

24 Eylülün ilk saatlerinde, Fritz 50mm antitank silahının sorumlusu olarak Lushno köyünün kuzeyindeki ormanda, doğudan gelebilecek bir Sovyet saldırısına karşı yerini almıştı. Almanların Sovyetler Birliğini işgal etmelerinden sonra çok kısa zamanda çok büyük mesafeler kat etmelerinin, özellikle Sovyet hava kuvvetlerini tamamen yok etmelerinin verdiği özgüvenle Sovyet askerlerinden değil, Rusya’nın en meşhur komutanı, General Zima’dan korkuyorlardı. Fakat buna rağmen hızlı ve kesin bir zaferin yakın zamanda geleceğini düşünüyordu.

Nöbeti bittikten sonra daha önce kazdığı çukuruna gidip yatan Fritz’in aklında ki tek şey bu savaşın kısa sürede bitmesi ve güzel Helen’e kavuşmaktı. Fakat Fritz ve arkadaşlarının haberi olmayan şey, Rus kuvvetlerinin kendilerine karşı harekete çoktan geçmiş olmasıydı. Şafak sökmeden önce Sovyet T-34 tanklarının ve beraberinde ilerleyen kalabalık piyade desteğinin sesiyle uyanan ve kendilerine yaklaşan kalabalık kuvveti gördüğü zaman özgüvenlerinin yerinin hayatta kalma içgüdüsü aldı. Sadece bir nefes alımı geçen süre sonra tanklar ateş etmeye başladığı zaman onları koruyacak ağaçlar ve mevzileri dışında hiçbir yer yoktu. Fritz ve grubunun yapacak hiçbir şeyi yoktu. Tank ateşinin halledemeyeceği her şeyi piyadeler halledecekti. Fritz panikle kendini yere attı.

Sovyet yapımı T-34-85 tankı

Tank atışları ağaçlarda, gelişigüzel kazılmış hendeklerin yanlarında patlarken, etrafa tahtalar, alevler, topraklar, taşlar, patlayan mermilerin yakınında olan şanssız alman askerlerinin bedenlerinin parçaları, silah parçaları dağılmaya başladı. “Parkta gezinti” olacağını düşündüğü bir gün, bir anda yer yüzünde cehenneme dönüşmüştü. Fritz, sürünerek daha önceden mevzi kazıp içine yerleştirdikleri antitank silahının yanına ulaşmaya çalışıyordu. Yerde sürünürken etrafına yağan parçalardan korunmaya çalışıyordu. Nihayet antitank silahına ulaştığında ilk işi namluyu kontrol etmek oldu. Görünürse hasar almamış silahın namlusuna 5cm çapında, neredeyse 60cm boyundaki ilk mermiyi namluya sürdü ve kapağını kapattı. İlk tankı nişangahta görüp tetiğe asıldığı zaman tankların ateşi yüzünden kendi silahının sesini duyamıyordu bile. Sadece silahın vahşi geri tepmesini fark ediyordu. Bir yandan kafasına yağan toprak parçaları yağarken, yaklaşan piyadeleri de kollamaya çalışıyordu. İlk atışı tanklardan birinin paletlerine isabet etmişti ve tankı hareketsiz kılmıştı. Ancak personel tankı terk etmemiş, hala ateş etmeye devam ediyordu. Yaklaşan piyadelere karşı MP-40’ı ile salvo atışı yaparak kendini savunan Fritz, birkaç atıştan sonra, nihayet panikten biraz kurtulduktan sonra, kafasını çevirip arkaya baktı ve arkadaşlarını görmeye çalıştı. Patlayan mermilerin sesleri arasında isimlerini haykırdı. Hiç cevap alamadı. Rus askerleri belki daha ilk salvoda bütün bölüğünü öldürmüştü. Veya cevap veremeyecek kadar ağır yaralanmışlardı. Kendi hayatını korumazsa, onlara yardım edemezdi. Tanklardan birinin motorundan şiddetli bir gürüldeme duydu. Biri yaklaşmak için harekete geçmişti. Antitank silahının nişangahından tekrar baktı, yine tetiğe asıldı.

MP-40 Submachine gun

Silahın tepmesinden, sürekli tepesine yağan toprak ve ahşap parçaları yüzünden bazen nereye ateş ettiğini bile kestiremiyordu. O anda tek amacı hayatta kalmaktı. Düşünmeden, nerede hareket görüyorsa namluyu oraya doğru çeviriyor, tetiği çekiyordu. 50mm çapındaki mermilerini dikkatli kullanmaya çalışıyor, piyadelere karşı MP-40 tüfeğini kullanmak için sürekli yanında tutuyordu.

Saldırı nihayet hafifleyip, Sovyet askerleri yaralı arkadaşlarını da alarak geri çekilmeye başlayınca Fritz bir an nefes alabileceğini düşündü. Ancak, az sonra Sovyet askerlerinin geri çekilmediklerini, tekrar saldırmak için hazırlandıklarını gördü. Kaç askeri öldürüp yaraladığını bilmiyordu ancak, görüntü içerisindeki yanan, alevler sebebiyle 5’mi yoksa 6 tane mi olduğunu kestiremediği tankları görünce kendini biraz daha iyi hissetti. “Keşke bu başarısını paylaşacak arkadaşları yanımda olsaydı” diye düşündü kısa bir süre içinden.

Kafasını biraz toparlayabilen Fritz, cephanesinin azaldığını, yiyecek ve suyunun ise hiç olmadığını fark etti. Sovyetlerin ikinci saldırısı ilki kadar sarsmadı Fritz’i.

Sovyetlerin ona saldırmadığı anlarda Fritz antitank silahının etrafında mevzi kazmaya devam etti. Bu çukur onu korusa da, şanslı bir el bombası Fritz için her şeyin sonu olabilirdi. Uğursuzluk getireceğini düşündüğü için aklından çıkarmaya çalıştığı bu düşüncenin yerine hiçbir şey koyamıyordu. En mutlu anıları, umutları bile yetersiz kalıyordu.

Gün yavaş yavaş sona ererken Sovyet saldırısı hala aralıklarla devam ediyordu. Tank atışları ağaçları, silahları, mühimmat kutularını, ölmüş ve yaralanmış silah arkadaşlarının bedenlerini parçaladıktan sonra nihayet saldırı sona erdi. Fritz hayatta olduğu için şükrederken, birden Sovyet tarafından yaklaşmakta olan bot seslerini duydu.

Fritz tetiğe tekrar asıldı. Şansı tekrar yağver gitt. Sovyet askerleri, geri çekildiler. Nihayet güneş battığında Fritz bu sefer sızma şeklinde bir saldırı bekledi ama, bu gerçekleşmedi. Böylece vaktini çevrede sürünüp cephane toplamak için değerlendirebildi. Yiyecek ve su konusunda şans ondan yana değildi. Elinde silahı ile ölmüş bir arkadaşının kopmuş elinden silahını ayırmak için bayağı uğraştı. Birçok arkadaşının, geride çok az şey kalan saldırı yeleklerinden mühimmat ve malzeme toplamaya çalıştı. Bölük komutanının sahipsiz kalmış kemerinden bir Ruger ve 2 adet şarjör buldu. Nihayet uyumaya çalıştığı sırada tekrar başlayan yaylım ateşi yüzünden geceyi uykusuz geçirdi.

Şafağa çok kısa bir süre kala birkaç Sovyet tankı tekrar ateş açmaya başladı. Fritz ateşe karşılık verdi. 7 tankı imha etti, diğerlerini geri çekilmeye zorladı. Ateş kesildikten sonra tekrar su ve yiyecek aramaya başladı ama, çabası yine meyve vermedi.

Akşam saatlerinde tanklar tekrar ateş etmeye başladı. Yiyecek ve su bulamamış, uykusuzluk ve soğuk direncini kırmaya başlamıştı. Artık onu hayatta tutan tek düşünce güzel Helen’e kavuşma hayaliydi.

Takvimler 27 Eylülü gösterdiğinde, Fritz çok fazla dayanamayacağının farkındaydı. Antitank silahının mühimmatı bitmiş, MP-40’ı içinde artık şarjör bulamıyordu, elinde tek kalan bir subayın cesedinden aldığı Ruger’di. Sabah bir saldırı olmamış, ancak şansı öğlene kadar dayanabilmişti.

Güneşin en tepede olduğu saatlerde Fritz yaklaşmakta olan askerlerin seslerini duymaya başladı. Sovyet askerlerinin bu sefer çok daha kalabalık bir grupla geldiklerini düşünürken, askerlerin konuşmalarını duymaya başladı.

Ve konuşmaları anladığını farketti. Gelenler Sovyet askerleri değil, Almanlardı.

Cephede gösterdiği üstün fedakarlık ve cesaretten dolayı 21 Ekim günü kendisine Hitler tarafından Almanya’nın en yüksek askeri nişanı olan Şovalyelik Hacı takıldı. Waffen SS askerleri arasında bu nişanı ilk alan asker oldu. Savaş sırasında bu nişana layık görülenler arasında aynı zamanda en genç olanıydı.

Hitler ve Fritz Christen aynı karede

3 günün ardından gelen destek kuvvetleri, Fritz’in 100 kadar fazla Rus askerini öldürmekle kalmayıp, 13 adet tankı da imha ettiğini tespit etmiş. Alay komutanı SS-Obergruppenführer Theodor Eicke kendisini Birinci Sınıf Demir Haç ile ödüllendirmiş, aynı zamanda “Şovalye Hacı” için Berlin’e önermiş. Fritz Chirsten’senin hikayesinden oldukça etkilenen Hitler, Şovalyelik Hacını Fritz’in göğsüne kendi iğnelemiştir. Ödül töreninden sonra ailesiyle kısa bir süre vakit geçiren Fritz, tekrar cepheye dönmüştür.

Savaş sonuna kadar hayatta kalmayı başaran Fritz, Mayıs 1945’te Çekya’da ABD kuvvetlerine teslim olur. Sonrasında ABD’liler tarafından Sovyet askerlerine teslim edilen Fritz, Gulag’lardan (çalışma kampı) birine gönderilir ve 1955 yılına kadar serbest bırakılmaz. 1955’te Bavyera’daki evine dönen Fritz, 1995 yılında Neusorg’da hayata gözlerini yumar. Eşi Helen ile mezarları yan yanadır.

General Zima; General Kış. Rusya’nın kışı için kullanılan bir tabir.

 

 

Son olarak, 2013 yılında vizyona giren, Rus yapımı Stalingrad filminden bir kesit. Bu sahneyi gördükten sonra tepkim “madem o kadar kahramındınız, Almanlar nasıl olduda canınıza okudu?” olmuştu. Gördüğünüz gibi, probaganda her zaman, her yerde.

 

Paylaşmak için;
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir Cevap Yazın